Ramazan Çınar | Ekim 2025
Son dönemde ekonomi çevrelerinde sıkça dile getirilen iki ana sorun var: Vergi sistemimizdeki çarpıklık ve sanayi sektöründeki kan kaybı. Bu iki mesele, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından derin ve endişe verici etkiler yaratma potansiyeline sahip. Türkiye’de vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payı oldukça yüksek. Dolaylı vergiler, mal ve hizmet tüketimine bağlı vergilerdir (örneğin KDV, ÖTV). Dolaysız vergiler ise gelir, kurum kazancı, mülkiyet üzerinden alınan vergilerdir.
Vergi Adaleti Nerede? KDV ve ÖTV’nin Ağır Yükü
Mevcut verilere göre, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yaklaşık olarak %60 ile %65 bandında seyretmektedir. Gelişmiş ülkelerde, örneğin OECD ortalamasında, bu oran genellikle %30-35 civarındadır. Türkiye’deki bu tablo, vergi yükünün düşük gelirli ve orta gelirli kesimlerin omuzlarına bindiği anlamına gelir, zira dolaylı vergiler (KDV, ÖTV gibi) gelir düzeyine bakılmaksızın herkesten aynı oranda alınır.
Bu dolaylı vergiler içinde ise Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) başı çekmektedir. Çeşitli dönemlere ait verilere bakıldığında, KDV ve ÖTV’nin toplam vergi gelirleri içindeki payı tek başına %40 ile %50’lere ulaşabilmektedir. Bu iki verginin bu denli yüksek paya sahip olması, adil bir gelir dağılımının önündeki en büyük engellerden biridir. Temel ihtiyaç maddeleri üzerinden dahi yüksek KDV oranları uygulanması, düşük gelirli hanelerin bütçesini daha çok zorlamakta, refah seviyesini aşağı çekmekte ve vergi adaletini ciddi şekilde zedelemektedir.
Dolaylı verginin bu denli ağırlıkta olması, aynı zamanda ekonomik şoklara karşı da kırılganlığı artırır. Tüketimin daraldığı kriz dönemlerinde vergi gelirleri hızla düşerken, dolaysız vergiler (gelir ve kurumlar vergisi) ağırlıklı olsa, gelir tabanı daha istikrarlı bir yapıya sahip olurdu.
· Türkiye’de Vergi Yapısının Evrimi (2020–2025)
- Dolaylı vergilerin payı (%64 → %65,1)
- KDV + ÖTV toplamının vergi gelirleri içindeki payı (%49 → %52,2)
- Dolaysız vergilerin payı (%36 → %33,8)
- Küçük açıklama: “Vergi yükü üretimden tüketime kaydı”
Sanayisizleşme Tehdidi: İstihdam ve GSYH Payındaki Azalma
Vergi sistemimizdeki adaletsizliğin yanında, bir diğer önemli yapısal sorun da sanayi sektöründeki istihdamın ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payının azalmasıdır. Son dönem verileri, sanayideki ücretli çalışan sayısında yıllık bazda azalmalar olduğunu gösteriyor. Bu azalmanın bir kısmı küresel otomasyon ve verimlilik artışıyla açıklanabilir, ancak GSYH içindeki payın da azalması, durumun sadece teknik bir dönüşümden ibaret olmadığını, bir “sanayisizleşme” sürecini işaret edebileceğini düşündürmektedir.
İleriye Dönük Etkileri Neler Olur?
- Orta Gelir Tuzağı Riski: Sanayi, genellikle katma değeri yüksek, teknoloji yoğun üretimin ve ihracatın motorudur. Sanayi istihdamının ve GSYH payının azalması, ülkenin “orta gelir tuzağı”ndan çıkış potansiyelini zayıflatır. Yüksek katma değerli üretime geçiş yavaşlar.
- Dış Ticaret Açığının Kronikleşmesi: Sanayi sektörünün zayıflaması, ithal ara mallarına bağımlılığı artırır ve ihracatın teknolojik derinliğini düşürür. Bu durum, cari işlemler açığının yapısal bir sorun haline gelmesine yol açar, kur şoklarına karşı ekonomiyi savunmasız bırakır.
- Daha Kırılgan İstihdam Yapısı: Sanayi istihdamındaki azalmaya karşın, hizmet sektöründeki (ticaret, yeme-içme vb.) istihdam artışı gözlemlenmektedir. Hizmet sektöründeki birçok iş, sanayi sektöründeki işlere göre genellikle daha düşük ücretli, daha az nitelik gerektiren ve ekonomik dalgalanmalara karşı daha kırılgan olabilir. Bu durum, uzun vadede genel refahı ve işgücü verimliliğini olumsuz etkiler.
- Toplumsal Gerginlikler ve Gelir Dağılımının Bozulması: Sanayideki iyi ücretli ve sendikalı işlerin azalması, vergi adaletsizliği ile birleştiğinde, gelir dağılımındaki bozulmayı derinleştirir. Toplumsal kutuplaşma ve gerginlik potansiyelini artırır.
Sanayinin GSYH ve İstihdamdaki Payı (2020–2025)
- Sanayi GSYH payı: %25 → %21
- Sanayi istihdam payı: %23 → %20
Sonuç: Yapısal Reform Şart
Türkiye, sürdürülebilir ve adil bir ekonomik büyüme patikasına girmek istiyorsa, bu iki yapısal sorunu acilen çözmek zorundadır. Vergi sisteminde köklü bir reforma gidilerek dolaysız vergilerin (özellikle gelir ve kurumlar vergisi) payı artırılmalı, vergi tabanı genişletilerek kayıt dışılıkla mücadele edilmeli ve KDV/ÖTV gibi dolaylı vergilerin yükü temel tüketim maddelerinden çekilmelidir.
Eş zamanlı olarak, sanayi sektörünün rekabet gücünü artıracak, teknolojik dönüşümünü hızlandıracak ve yüksek katma değerli üretime odaklanmasını sağlayacak stratejik teşvik ve destek mekanizmaları devreye sokulmalıdır. Aksi takdirde, vergi adaletsizliğinin yarattığı toplumsal huzursuzluk ve sanayisizleşmenin getirdiği ekonomik kırılganlık, gelecekteki büyüme potansiyelini ciddi şekilde tehdit etmeye devam edecektir. Türkiye ekonomisi için artık tercih değil, zorunluluk olan bu yapısal reformları ertelemeye lüksümüz kalmamıştır.
Saygılarımla…19.10.25

