

Ağustos 23, 2026
Dünya ekonomisinde önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor.
Son 30-40 yılın temel kuralı şuydu: “Nerede ucuzsa orada üret.”
Şirketler üretimi maliyetlerin en düşük olduğu ülkelere taşıdı. Tedarik zincirleri küreselleşti, stoklar azaltıldı, verimlilik maksimuma çıkarıldı. Ancak pandemi, enerji krizi, savaşlar ve ABD-Çin rekabeti bu modelin zayıf noktasını gösterdi:
Ağustos 2, 2026
Borsa İstanbul’da kısa vadede yukarı yönlü yeni bir hareketin başlayabileceğini düşünüyorum. Ancak bu hareketin geçmiş yıllarda olduğu gibi tüm hisseleri yukarı taşıyan geniş tabanlı bir ralli olmayacağı kanaatindeyim. Mevcut makroekonomik görünüm, bankacılık sektörünün değerlemeleri, yabancı yatırımcı davranışı ve teknik göstergeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sürecin lokomotifinin bankacılık hisseleri olma ihtimali daha yüksek görünüyor.
Ağustos 2, 2026
S&P 500 son iki yılda yatırımcılarına güçlü getiriler sağladı. Yapay zekâ yatırımları, büyük teknoloji şirketlerinin beklentilerin üzerinde gelen bilançoları ve ekonominin resesyona girmeden büyümeyi sürdürmesi, endeksi yeniden tarihi zirvelere taşıdı. Ancak finansal piyasalarda en yüksek fiyatlar her zaman en düşük riski ifade etmez. Aksine, geçmiş büyük düzeltmeler incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çeker: Riskler, çoğu yatırımcının artık risk görmediği dönemlerde birikmeye başlar. Finansal piyasalarda en tehlikeli dönemler, risklerin görünmediği değil, yatırımcıların riskleri önemsememeye başladığı dönemlerdir.
Ağustos 2, 2026
Birinci yazıda üretimin karşı karşıya olduğu maliyet baskısını ele almıştım. Bu yazıda ise daha temel bir soruya cevap arıyorum: Türkiye neden küresel rekabette geriliyor? Sorun yalnızca yüksek enflasyon veya yüksek faiz değil. Asıl sorun, üretim maliyetlerinin rakip ülkelerden daha hızlı artması ve buna karşın verimlilik artışının aynı hızda gerçekleşmemesi.
Siz değerli takipçilerim için Siyaset, Spor, Teknoloji ve Finans hakkında haberi ve yorumları paylaşıyorum.
Ağustos 23, 2026
Dünya ekonomisinde önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor.
Son 30-40 yılın temel kuralı şuydu: “Nerede ucuzsa orada üret.”
Şirketler üretimi maliyetlerin en düşük olduğu ülkelere taşıdı. Tedarik zincirleri küreselleşti, stoklar azaltıldı, verimlilik maksimuma çıkarıldı. Ancak pandemi, enerji krizi, savaşlar ve ABD-Çin rekabeti bu modelin zayıf noktasını gösterdi:
Ağustos 2, 2026
Borsa İstanbul’da kısa vadede yukarı yönlü yeni bir hareketin başlayabileceğini düşünüyorum. Ancak bu hareketin geçmiş yıllarda olduğu gibi tüm hisseleri yukarı taşıyan geniş tabanlı bir ralli olmayacağı kanaatindeyim. Mevcut makroekonomik görünüm, bankacılık sektörünün değerlemeleri, yabancı yatırımcı davranışı ve teknik göstergeler birlikte değerlendirildiğinde, bu sürecin lokomotifinin bankacılık hisseleri olma ihtimali daha yüksek görünüyor.
Ağustos 2, 2026
S&P 500 son iki yılda yatırımcılarına güçlü getiriler sağladı. Yapay zekâ yatırımları, büyük teknoloji şirketlerinin beklentilerin üzerinde gelen bilançoları ve ekonominin resesyona girmeden büyümeyi sürdürmesi, endeksi yeniden tarihi zirvelere taşıdı. Ancak finansal piyasalarda en yüksek fiyatlar her zaman en düşük riski ifade etmez. Aksine, geçmiş büyük düzeltmeler incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çeker: Riskler, çoğu yatırımcının artık risk görmediği dönemlerde birikmeye başlar. Finansal piyasalarda en tehlikeli dönemler, risklerin görünmediği değil, yatırımcıların riskleri önemsememeye başladığı dönemlerdir.
Ağustos 2, 2026
Birinci yazıda üretimin karşı karşıya olduğu maliyet baskısını ele almıştım. Bu yazıda ise daha temel bir soruya cevap arıyorum: Türkiye neden küresel rekabette geriliyor? Sorun yalnızca yüksek enflasyon veya yüksek faiz değil. Asıl sorun, üretim maliyetlerinin rakip ülkelerden daha hızlı artması ve buna karşın verimlilik artışının aynı hızda gerçekleşmemesi.