Ramazan Çınar | Şubat 2026
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan 2025 Aralık ayı verileri, ekonomi dünyasının masasına kritik bir tablo bıraktı: Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu 173,3 milyar dolara ulaştı. Ancak bu rakamın sadece bir borç artışı olmadığını, satır aralarında yatan derin bir “finansal ayrışmayı” temsil ettiğini görüyoruz.
Borçta “Makas” Açılıyor: Bankalar Alıyor, Şirketler Ödüyor
Son çeyrek verileri bize iki farklı dünya anlatıyor. Toplam borçtaki 4 milyar dolarlık artışın neredeyse tamamı finansal kuruluşlardan (bankalar) kaynaklanıyor. Bankalar, 2026 yılı için likidite cephanesi toplarken; reel sektör (finans dışı kuruluşlar) tam tersi bir refleksle borç azaltma yoluna gidiyor.
İş dünyası, yüksek faiz yükünden kaçmak için “fren” pedalına basmış durumda. Bu durum bir yandan finansal dayanıklılığı artırsa da diğer yandan yeni yatırımların ertelendiği ve ekonomik büyümenin “iç verimliliğe” hapsolduğu bir dönemin habercisi.
Uzun vadeli borcun 157,8 milyar dolarda seyretmesi, özel sektörün genel anlamda “borç çevirme” (roll-over) kapasitesinin hala güçlü olduğunu kanıtlıyor. Ancak kısa vadeli borcun (ticari krediler hariç) 15,5 milyar dolara çıkması, 2026’nın ilk yarısında küresel faiz rüzgarlarının Türkiye üzerindeki baskısını artırabilir.
Ekonomideki Yan etkiler: Likidite ve Maliyet Baskısı
Bu borç tablosunun piyasaya yansıması iki yönlü olacak:
- Yatırım İştahında Daralma: Şirketlerin borç ödeme moduna geçmesi, makine ve tesis yatırımlarının duraksaması demektir. Bu da 2026 büyüme rakamları üzerinde aşağı yönlü bir baskı yaratabilir.
- Kredi Maliyetleri: Bankaların kısa vadeli borçlanma maliyetleri arttıkça, bu yük ticari kredi faizlerine yansıyacak. Bu sarmal, sermayesi kısıtlı olan firmalar için finansmana erişimi her zamankinden daha zor hale getirecek.
Çözüm Yolu: Borçla Değil, Verimlilikle Büyümek
Peki, bu borç kıskacından nasıl çıkılır? Çözüm sadece rakamlarda değil, iş yapış biçimimizi değiştirmekte yatıyor:
- Özkaynak Odaklılık: Şirketlerin sadece banka kredisine dayalı büyüme modelinden vazgeçip, halka arz ve ortaklık kültürünü (sermaye piyasalarını) merkeze alması artık bir zorunluluktur.
- İhracatçıya “Doğal Hedge”: Sadece döviz geliri olan firmaların dövizle borçlanması teşvik edilerek kur riski minimize edilmelidir. Döviz kazananın dövizle borçlanması, ekonominin en büyük sigortasıdır.
- Mühendislik ve Verimlilik Kaldıracı: Finansman maliyetinin zirve yaptığı bu dönemde kâr marjını korumanın tek yolu; yapay zeka destekli stok yönetimi ve operasyonel verimliliktir. İsrafı önleyerek yaratılan her bir kuruşluk nakit akışı, dışarıdan alınan en ucuz krediden daha değerlidir.
Son Söz: Fırtınada Gemiyi Hafifletenler Kazanacak
2025 yıl sonu verileri bize şunu söylüyor: Sermaye gücü yüksek olanlar borçlanmaya devam ederken, reel sektör fırtınaya karşı gemiyi hafifletiyor. Bu dönemde borç sarmalına girmek yerine; pazar payını artıran, dijital dönüşümünü tamamlayan ve nakit akışını satış gücüyle besleyen firmalar (e-ticaret performanslarında gördüğümüz o ivmeyi yakalayanlar), yarın faizler düştüğünde yarışa rakiplerinden çok daha önde başlayacaktır.
Unutulmamalıdır ki; en iyi finansal yönetim, borcu yönetmek değil, borca olan ihtiyacı ortadan kaldıracak katma değeri üretmektir.
Saygılarımla…22.2.2026

