Ramazan Çınar | Temmuz 2025

Bir ülkede uygulanan ekonomi politikası maliye ve para politikaları ile belirlenir. Para politikasından Merkez Bankası sorumludur ve piyasalar bu konu ile ilgilidir. Maliye politikası ise hükümet tarafından yapılır ve uygulanır bu yüzden bazen gündeme bile gelmez. Maliye Politikası; fiyat istikrarını, tam istihdamı, iktisadi büyümeyi, kalkınmayı ve gelir dağılımında adaleti hedefler. Normal şartlar altında maliye politikası fiyat istikrarını sağlamada para politikasına destek olur. Maalesef son dönemde maliye politikası düzgün uygulanmadığı için gelir eşitsizliği giderek artmaktadır. Aslında bunun da kasıtlı yapıldığını da artık görmemek mümkün değil. Bu iki politika bir bütündür ve beraber uygulandığı zaman etkili sonuçlar alınabilir. Ülkemizde son dönemde sadece para politikası ile hem enflasyon hem de faizler kontrol altına alınmaya çalışsa da yeterli olmadığını ve işlerin düzelmediğini görüyoruz.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, haziran ayına ilişkin nakit gerçekleşmelerini açıkladı. Hazine’nin nakit gelirleri 856 milyar 615 milyon lira, nakit giderleri 1 trilyon 312 milyar 581 milyon lira oldu. Faiz dışı giderler 1 trilyon 62 milyar 544 milyon lira, faiz ödemeleri ise 250 milyar 38 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz giderlerinde artışın devam etmesine rağmen faiz dışı nakit bütçe dengesinde kayda değer bir iyileşme var. 

📉 1. Tahvil Faizleri ve Risk Primi Üzerindeki Etkisi

2025’in ilk yarısında Hazine’nin –1,3 trilyon TL nakit açığı vermesi, iç borçlanma ihtiyacını artırıyor. Bu durum:

  • Devlet iç borçlanma senetlerine (DİBS) olan arz baskısını artırır.
  • Faizlerin yükselmesine neden olur (özellikle 2–5 yıl vadeli tahvillerde spread genişleyebilir).
  • CDS (Credit Default Swap) primleri yeniden 300 baz puanın üzerine çıkabilir.

📌 Yorum: Piyasalar, Hazine’nin artan borçlanma ihtiyacını “sürdürülebilirlik sorunu” olarak fiyatlamaya başlayabilir.


💱 2. Kur Üzerindeki Baskı ve Dolarizasyon Riski

Haziran ayında gelen 455,1 milyar TL açık, TL’nin değerine dair şüpheleri artırdı:

  • Rezervler gerilerken Merkez Bankası’nın swap dışında net döviz pozisyonu zayıfladı.
  • Bu durum, “yerleşik yatırımcıların” yeniden döviz ve altına yönelme eğilimini güçlendirdi.
  • Temmuz–Ağustos’ta büyük iç borç ödemeleri var; bu da kamu döviz talebini artırabilir.

📌 Yorum: Dolar/TL kuru üzerindeki yukarı yönlü risk artarken, TCMB’nin sıkı duruşu test ediliyor.


🏦 3. Bankacılık ve Şirket Tahvillerine Yansıma

Kamunun artan borçlanma ihtiyacı, özel sektörün finansmana erişimini zorlaştırabilir:

  • Bankaların Hazine kağıdına yönelmesi, ticari kredi kanalını daraltır.
  • Şirket tahvili faizleri yükselir, refinansman maliyetleri artar.
  • KOBİ’ler ve sanayi sektörü için krediye erişim riski doğar.

📌 Yorum: Finansal koşullarda sıkılaşma derinleşirse, yılın ikinci yarısında reel sektör daralması görülebilir.


📊 4. Borsa İstanbul’a Etkisi

  • BIST 100, kısa vadede enflasyon muhasebesi ve bilanço etkileriyle dirençli kalsa da, orta vadede:
    • Artan kamu borcu ➝ faiz baskısı ➝ iskontolu değerleme baskısı
    • Döviz kurunda volatilite ➝ ithalatçı sektörlerde marj daralması
  • Bankacılık sektörü hisseleri, zorunlu tahvil alımları ve getiri eğrisindeki düzleşme nedeniyle baskı görebilir.

📌 Yorum: Yabancı yatırımcıların “carry trade” ilgisi azaldığında, BIST’te daha yüksek volatilite görülebilir.


🧭 5. Piyasa Beklentisi: Sıkılaştırma mı, Reform mu?

Ekonomi yönetimi iki yoldan biriyle karşı karşıya:

  • 🔒 Politika faizi + makroihtiyati sıkılaşma artırılırsa, TL istikrarı korunabilir ama büyüme riski artar.
  • ⚙️ Harcamalarda kesinti ve bütçe reformu gelirse, Hazine dengesi toparlanabilir ama siyasi maliyeti olabilir.

📌 Yorum: Piyasa, bu süreci “şeffaf, veri odaklı ve öngörülebilir” şekilde yönetilirse tolere edebilir.


📎 Sonuç: “Hazinenin Kanaması, Piyasaya Baskı Olarak Yansıyor”

Nakit dengesi bozuldukça:

  • Risk primi artıyor
  • Kur istikrarı test ediliyor
  • Faizler yükseliyor
  • Reel sektör krediye ulaşmakta zorlanıyor

Bu nedenle, 2025’in ikinci yarısında alınacak mali disiplin adımları, sadece kamu dengesi değil piyasa güveni açısından da kritik olacak. Maliye politikası doğru kullanarak gereksiz kamu harcamalarını azaltarak ve bunu da para politikaları ile destekleyerek sonuç elde edebiliriz. Sonuç olarak tasarruf etmediğimiz takdirse sadece para politikası ile halkı daha da fakirleştirmiş ve alım gücünün azalmasına neden olmaya devam ederiz. Öyle beklenildiği gibi hızlı bir faiz indirimi sürecinde ol(a)mayacağımızı üzülerek belirtirim. Ayrıca Merkez Bankasının yıl sonuna kadar zaten toplantı sayısı da 4 kaldığını da unutmamak gerekir. Hem enflasyonun hme de faizlerin belirli süre daha yüksek seyretmeye devam edeceğini düşünüyorum. 

Saygılarımla…13.7.2025

Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close