Ramazan Çınar | Temmuz 2026
Rekabet Gücümüzü Nasıl Kaybettik? Rakamlarla Beş Yıllık Bir Muhasebe
“Ekonomiler bazen krizlerle değil, sessizce güç kaybeder. Fabrikalar çalışmaya devam eder, üretim sürer, ihracat yapılır. Ancak bir noktadan sonra rakamlar, görünmeyen bir gerçeği ortaya koymaya başlar: Rekabet gücü erimektedir.”
Türkiye’nin son beş yılda yaşadığı süreç tam da böyle bir hikâyeyi anlatıyor. Bugün ihracatçının, sanayicinin ve üreticinin dile getirdiği “rekabet edemiyoruz” serzenişi yalnızca bir algı değil; resmi verilerle desteklenen yapısal bir dönüşümün sonucu.
Sorun yalnızca yüksek enflasyon ya da yüksek faiz değil. Asıl mesele, üretimin temel maliyet unsurlarının aynı anda ve rakip ülkelerden çok daha hızlı artmasıdır. İşte bu nedenle bugün yaşadığımız sorun, geçici bir konjonktürden çok daha fazlasını ifade ediyor.
Enflasyon: Üretimin görünmeyen vergisi
2021 yılında başlayan yüksek enflasyon dönemi yalnızca tüketicinin alım gücünü azaltmadı; üretimin bütün maliyet yapısını değiştirdi.
TÜİK verilerine göre tüketici enflasyonu 2021’de %36,1, 2022’de %64,3, 2023’te %64,8, 2024’te %44,4, 2025 sonunda yaklaşık %31 ve 2026 Haziran itibarıyla %32,1 olarak gerçekleşti. Gerçekleşen enflasyon ise bunun çok daha üstünde olduğu gerçeğini de unutmamak gerekiyor. TUİK verileri maalesef güvenilirliğini bu süreçte yitirmiştir.
Bu verilerin bileşik etkisi dikkate alındığında, 2021 yılı başına göre Türkiye’de genel fiyat düzeyi yaklaşık yedi katına ulaştı. Piyasa verilerine göre ise bu artış neredeyse 10 katından fazladır. Yani bu süreçte ürünlerin fiyatlarında 10-15 kat düzeyinde bir artış yaşanmıştır.
Ancak üretici açısından daha kritik gösterge, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE)’dir. Özellikle enerji, ithal ara malları, kimya, lojistik ve sanayi girdilerinde yaşanan maliyet artışları birçok sektörde genel enflasyonun da üzerine çıktı. Bazı temel girdilerde maliyet artışlarının sekiz ila on kat seviyelerine ulaşması, üretim maliyetlerinin neden bu kadar hızlı yükseldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Başka bir ifadeyle; bugün üretici yalnızca daha pahalı üretmiyor, aynı zamanda aynı üretimi sürdürebilmek için çok daha fazla sermayeye ihtiyaç duyuyor.
Kur yükseldi, rekabet gücü neden artmadı?
İhracat tartışmalarında en sık duyulan görüşlerden biri, “Kur yükselirse ihracat artar.” Ancak son beş yıl bunun tek başına doğru olmadığını gösterdi.
2021 yılında ortalama 8,85 TL seviyesinde bulunan dolar kuru, 2026 yazında 47 TL seviyesine yaklaştı. Nominal olarak bakıldığında kur yaklaşık beş kat yükseldi.
Peki ihracat neden aynı ölçüde artmadı?
Çünkü kur kadar önemli olan başka bir kavram var: reel rekabet gücü.
İşçilik maliyetleri, enerji fiyatları, finansman giderleri, kira, lojistik ve ithal ara malı maliyetleri kurdan daha hızlı arttığında, nominal kur avantajı ortadan kalkıyor. Nitekim bugün birçok ihracatçı, dolar bazında birkaç yıl öncesine göre daha yüksek maliyetle üretim yaptığını ifade ediyor.
Dolayısıyla sorun kurun seviyesi değil; maliyetlerin kurun önüne geçmiş olmasıdır. Bir de ihracatın artması için sadece kurun yükselmesine değil bu süreçte verimliliğe de önem verilmesi gerekiyor. Kurun artışını artık müşteriler de takip ediyor ve biliyor bu yüzden de sizden ekstra indirim talep edebiliyorlar.
Finansman artık üretimin en pahalı girdilerinden biri
Üretimin devamı için yalnızca sipariş yetmiyor; işletme sermayesine de ihtiyaç var.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizi 2026 Temmuz itibarıyla %37 seviyesinde bulunurken, ticari kredi faizleri birçok işletme için %40’ın üzerinde seyrediyor.
Yüksek enflasyon ortamında işletme sermayesi ihtiyacı her yıl büyüyor. Aynı miktarda hammadde almak, aynı stok seviyesini korumak ve aynı üretimi gerçekleştirmek için artık çok daha fazla finansmana ihtiyaç duyuluyor. Ülkemiz son 20 yılda tüketerek ve borçlanarak büyümüştür. Bu yüzden finansman ihtiyacı her zamankinden daha fazladır.
Ancak bu finansmanın maliyeti de aynı hızla yükseliyor.
Sonuçta finansman giderleri birçok işletmede faaliyet kârını azaltan, bazı sektörlerde ise yatırım kararlarını erteleyen temel unsur hâline geliyor.
Rekabet gücünün en net göstergesi: Kaybedilen pazarlar
Bir ülkenin rekabet gücü, en iyi ihracat pazarlarında ölçülür.
Türkiye uzun yıllar Avrupa’nın en önemli tekstil ve hazır giyim üreticilerinden biri oldu. Kalite, hızlı teslimat ve esnek üretim kabiliyeti sayesinde önemli bir avantaj yakaladı.
Ancak son yıllarda tablo tersine dönmeye başladı.
Sektör verileri, Türkiye’nin dünya hazır giyim ticaretindeki payının uzun yıllar sonra yeniden %3 seviyesinin altına gerilediğine işaret ediyor. Avrupa Birliği pazarında da Türkiye’nin payı düşerken; Bangladeş, Vietnam, Pakistan ve Kamboçya gibi ülkeler aynı dönemde pazar paylarını artırmayı başardı.
Burada dikkat çekici olan yalnızca Türkiye’nin ihracatındaki gerileme değil; dünya ticareti büyürken Türkiye’nin geride kalmasıdır.
Bu durum, sorunun küresel talep eksikliğinden ziyade rekabet gücündeki zayıflamayla ilişkili olduğunu düşündürüyor.
Rakiplerimiz hangi koşullarda üretim yapıyor?
Rekabet yalnızca ürün kalitesiyle kazanılmıyor.
Üretim maliyetleri, finansmana erişim, enerji fiyatları, yatırım teşvikleri ve kamu destekleri de en az kalite kadar belirleyici.
Türkiye’de üretici işletme sermayesini %40’ın üzerinde maliyetle finanse etmeye çalışırken, Vietnam ve benzeri üretim merkezlerinde kredi maliyetleri çok daha düşük seviyelerde bulunuyor.
Çin ise yalnızca düşük finansman maliyetleriyle değil; ihracat kredileri, enerji destekleri, yatırım teşvikleri ve stratejik sektörlere sağladığı uzun vadeli kamu kaynaklarıyla üreticisini desteklemeye devam ediyor.
Dolayısıyla Türkiye bugün yalnızca ürün satmak için değil, üretim yapabilmek için de çok daha ağır koşullarda rekabet ediyor.
Sorun yalnızca enflasyon değil
Beş yılda fiyat seviyesinin yaklaşık on kat artması…
Üretimde kullanılan bazı temel girdilerin sekiz ila on kat pahalanması…
Kurun yaklaşık beş kat yükselmesi…
Finansman maliyetlerinin %40’ın üzerine çıkması…
İhracat pazarlarında yaşanan kayıplar…
Bu göstergelerin tamamı aynı gerçeği anlatıyor.
Türkiye’nin üretim maliyeti, rakip ülkelerden daha hızlı arttı.
Bugün artık tartışılması gereken soru “İhracat neden yavaşlıyor?” değil, “Türkiye yeniden nasıl rekabetçi üretim yapabilir?” sorusudur.
Çünkü rekabet gücü bir gecede kaybedilmez.
Önce maliyetler yükselir.
Sonra yatırımlar yavaşlar.
Ardından siparişler başka ülkelere gider.
En sonunda ise kaybedilen pazarları geri kazanmak yıllar alır.
Önümüzdeki dönemde üretim maliyetlerini düşürecek, finansmana erişimi kolaylaştıracak, verimliliği artıracak ve yüksek katma değerli üretimi teşvik edecek yapısal adımlar atılmadığı sürece, rekabet gücünü yeniden kazanmak kolay olmayacaktır. Üretmeden gelişmemiz ve sürdürülebilir büyüme sağlamamız mümkün değil.
Son beş yılın rakamları tek bir gerçeği söylüyor:
Türkiye’nin temel ekonomik meselesi artık yalnızca enflasyon değildir; üretimin yeniden rekabetçi hâle getirilmesidir.
Rakamlara Bakınca
- 2021’e göre genel fiyat düzeyi yaklaşık 7 katına ulaştı.
- Bazı üretim girdilerinde maliyet artışı 8-10 kat seviyelerine çıktı.
- Dolar kuru yaklaşık 5 kat yükseldi.
- Ticari kredi faizleri %40’ın üzerinde seyrediyor.
- Tekstil ve hazır giyim sektörü küresel pazarda pay kaybediyor.
- Rakip ülkeler daha düşük finansman maliyetleri ve daha güçlü kamu destekleriyle üretim yapıyor.
Not: Bu yazıyı bir seri halinde devam ettirmeyi düşünüyorum.
Saygılarımla…26.7.26

