Ramazan Çınar | Ağustos 2026

Rekabet Gücünü Kaybeden Bir Ekonomi Büyüyebilir mi?

Özet

Birinci yazıda üretimin karşı karşıya olduğu maliyet baskısını ele almıştım. Bu yazıda ise daha temel bir soruya cevap arıyorum: Türkiye neden küresel rekabette geriliyor? Sorun yalnızca yüksek enflasyon veya yüksek faiz değil. Asıl sorun, üretim maliyetlerinin rakip ülkelerden daha hızlı artması ve buna karşın verimlilik artışının aynı hızda gerçekleşmemesi.


Bir Fabrika Kapanınca Sadece Üretim Durmaz

Bir fabrikanın üretimi azaltması yalnızca o işletmenin sorunu değildir.

Sipariş azalır.

Yeni yatırım ertelenir.

İstihdam yavaşlar.

Yan sanayi küçülür.

İhracat zayıflar.

Vergi gelirleri azalır.

Sonunda bütün ekonomi bu zincirin etkisini hissetmeye başlar.

Bugün Türkiye’de yaşanan sessiz kriz tam olarak budur.

Henüz manşetlere taşınmayan ama üretim sahasında her gün hissedilen bir aşınma süreci yaşanıyor.


Rekabet Gücü Nasıl Kaybedilir?

Bir ülke rekabet gücünü tek bir nedenle kaybetmez.

Sorunlar üst üste birikir.

Son beş yılda Türkiye’de üreticinin karşı karşıya kaldığı tabloyu özetlersek;

  • Yüksek enflasyon maliyetleri hızla artırdı.
  • Finansman maliyetleri işletme sermayesini pahalı hâle getirdi.
  • Kur artışı ithal girdileri daha maliyetli hâle getirdi.
  • Enerji ve lojistik giderleri yükseldi.
  • Avrupa’daki zayıf talep ihracat siparişlerini azalttı.

Bu gelişmeler birbirinden bağımsız değil.

Tam tersine birbirini besleyen bir maliyet sarmalı oluşturuyor.


Rakiplerimiz Beklemedi

Türkiye maliyetlerle mücadele ederken rakip ülkeler üretim kapasitelerini artırmaya devam etti.

Bangladeş, Vietnam, Pakistan ve Kamboçya yalnızca düşük işçilik maliyetleriyle değil; yatırım teşvikleri, uygun finansman koşulları ve ihracata yönelik sanayi politikalarıyla küresel markaların üretim merkezi hâline geldi.

Türkiye ise aynı dönemde özellikle tekstil ve hazır giyim sektöründe önemli pazar kayıpları yaşadı.

Avrupa Birliği pazarı hâlâ en büyük müşterimiz olmasına rağmen, bu pazardaki payımız son yıllarda geriledi. Buna karşılık Asyalı rakipler aynı pazarda büyümeyi sürdürdü.

Bu tablo yalnızca talep daralmasıyla açıklanamaz.

Sorunun önemli bir bölümü rekabet gücündeki aşınmadan kaynaklanıyor.


Yüksek Faiz Tek Başına Çözüm Üretmez

Enflasyonla mücadele için sıkı para politikası gerekli olabilir.

Ancak üretim ekonomisi açısından yalnızca faiz aracına dayanmak yeterli değildir.

Yüksek faiz;

  • yatırım kararlarını erteliyor,
  • işletme sermayesini pahalılaştırıyor,
  • ihracatçının rekabet gücünü zayıflatıyor,
  • KOBİ’lerin finansmana erişimini zorlaştırıyor.

Uzun süre yüksek faiz ortamında üretim yapmak, özellikle düşük katma değerli sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler için sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.

Bu nedenle fiyat istikrarı ile üretim kapasitesini birlikte koruyacak dengeli politikalara ihtiyaç bulunuyor.


Asıl Sorun Verimlilik

Benim kanaatime göre Türkiye’nin en büyük problemi yalnızca maliyet artışı değildir.

Asıl sorun, maliyetler yükselirken verimliliğin aynı hızda artmamasıdır.

Eğer bir ülke çalışan başına üretimini artırabiliyorsa, yükselen maliyetleri daha kolay karşılayabilir.

Ancak verimlilik artmıyorsa, her maliyet artışı doğrudan rekabet gücünü aşındırır.

İşte bugün karşı karşıya olduğumuz temel mesele budur.

Gelinen noktada Çin’de karanlık fabrikalar artarken bizim verimliliğimiz artırmadan rekabet etmemiz her geçen gün zorlaşıyor.


Piyasanın Gözden Kaçırdığı Nokta

Ekonomi tartışmalarında çoğu zaman döviz kuru ve faiz konuşuluyor.

Oysa dünya artık yalnızca ucuz iş gücüyle rekabet etmiyor.

Verimlilik…

Teknoloji…

Otomasyon…

Dijitalleşme…

Ar-Ge…

Yeşil dönüşüm…

Yeni rekabet başlıkları bunlar.

Bugün küresel pazarda sipariş alan ülkeler yalnızca daha ucuz üretim yapanlar değil; daha hızlı teslim eden, daha kaliteli üreten ve daha yüksek teknoloji kullanan ülkeler oluyor.


Ramazan Çınar’ın Tezi

Benim değerlendirmeme göre Türkiye’nin yaşadığı sorun geçici bir ekonomik yavaşlama değildir.

Daha derinde, rekabet gücünü aşındıran yapısal bir dönüşüm yaşanıyor.

Enflasyon düştüğünde bazı sorunlar hafifleyebilir.

Faizler gerilediğinde finansman koşulları iyileşebilir.

Ancak üretkenlik artmadan, teknoloji yatırımları hızlanmadan ve sanayide katma değer yükselmeden kaybedilen pazarların kalıcı biçimde geri kazanılması kolay olmayacaktır.

Rekabet gücü yalnızca kurla kazanılmaz.

Rekabet gücü; verimlilik, teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve öngörülebilir ekonomi politikalarıyla inşa edilir.

Üretimiz özendirmeli, teşvik etmeli ve desteklemeliyiz. Üreticilerin markalaşmalarına ve şirket birlikteliklerine katkı sağlayacak bilanço değişikliklerine önem verilmeli. İlerleyen süreçte firmalarımız yabancılar tarafından ucuza satın alınacaktır. En azından firmalarımızın değerlemelerini doğru çıkması ve emeklerimizin ucuza gitmemesi için bunun alt yapısını hazırlamalıyız.


Sonuç

Ekonomide büyümek ile zenginleşmek aynı şey değildir.

Geçici büyüme rakamları elde edilebilir.

Ancak üretim gücü zayıflayan bir ekonomi uzun vadede sürdürülebilir refah üretemez.

Benim kanaatime göre Türkiye’nin önündeki en önemli ekonomik gündem, yalnızca enflasyonu düşürmek değil; rekabet gücünü yeniden inşa etmektir.

Çünkü rekabet gücünü kaybeden bir ekonomi, bir süre daha üretmeye devam edebilir.

Ama dünya pazarındaki yerini koruması giderek zorlaşır.

Sessiz krizlerin en büyük özelliği, etkilerinin geç fark edilmesidir.

Bugün alınacak kararlar, Türkiye’nin önümüzdeki on yılını belirleyecek kadar önemlidir.

Hindistan 2020 yılında Üretime dayalı teşvik programı ile 14 stratejik sektörde 21 milyar $ üzerinde taahhütle 9 katlık bir üretim artışı yakaladı. Bizim de bunun gibi yapısal bir dönüşüme ihtiyacımız var.

  • Artımlı Satış Bazlı Teşvik: Teşvikler firmanın baz yılındaki cirosunun üzerine eklediği her artımlı satış üzerinden %4 ila %6 oranında nakit destek olarak ödenir.
  • Asgari Yatırım Eşiği: Firmaların teşvike hak kazanabilmesi için ilk 1-2 yıl içinde sektörüne göre belirlenen asgari yatırım ve üretim taahhüdünü yakalaması zorunludur.
  • Küresel Devleri Çekme: Apple’ın montaj ortakları (Foxconn, Pegatron) ve Samsung gibi devlere “Hindistan’da üret, dünyaya sat” koşuluyla özel bütçe ayrıldı.
  • Yerlileştirme Kotası: İlaç hammaddesi (API) ve elektronik gibi kritik bileşenlerde yerli katma değer oranı artırıldıkça teşvik miktarı yukarı çekildi.

Gümrük Birliği ve Avrupa’ya yakınlık avantajını kullanmalıdır. Bütçeyi Elektrikli Araçlar/Batarya, Yarı İletken Montaj/Test (OSAT) ve Yeşil Enerji Ekipmanları gibi 3-4 stratejik sektöre odaklayıp, “yatırım yapana” değil “üretip Avrupa’ya satana” nakit teşvik modeliyle büyük bir sıçrama yakalayabilir.

Kriz ve sorunlar herkes tarafından görülmekte ve bilinmektedir. Üzücü tarafı ise kimsenin umrunda olmayışıdır. Üretimi kaybettiğimiz gün ülkecek kaybettiğimizdir. Üretmeden büyümek ve gelişmek sürdürülebilir değildir.

Saygılarımla…2.8.26

Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close